Aslında çok daha iyi bir şey yapmayı düşünmüştüm. The Reader'ı izleyecektim ama bilgisayar açmayınca ben de kendimi burda buldum.
Eve geldiğimde saat 10'a geliyordu. Kanallar arasında normalde hiç izlemediğim Sky TV'yi bulmam da zaman alınca Fenerbahçe-Efes Pilsen maçının ancak son 30 saniyesini izleyebildim. Fenerbahçe'nin ev sahibi takım olarak açık renk giymiş olabileceğini tahmin etmeseydim hangi takımın hangisi olduğunu bile anlamama zaman yoktu. Fenerbahçe üç kez atamadı, dört kez reboundu aldı ve sonunda hakem düdük çaldı. Ve aynı düdük sesiyle taraftar da sahaya daldı. Bence Fenerbahçe taraftarı eğitim seviyesi en düşük, en az yaratıcı ve topluma karşı en az duyarlı taraftar ve futbol sahalarında oldukları sürece benim için bir sakıncası yok. Ama basketbol sahasına girdiklerinde çirkin oldukları ortaya çıkıyor ve oraya yakışmıyorlar...
Bütün ülkelerde öyle mi bilmem ama Türkiye'de basketbol taraftarları en elit kesimi oluşturur. İğrençleşen futbol taraftarlarından ya da mayolu kızların bacaklarına bakmaya giden voleybol taraftarlarından çok farklıdır. (Herkes üzerine alınmasın, ben de futbol maçlarına gidiyorum az da olsa, bahsettiğim taraftar tipi ben, sen, o değil) Birincisi basketbol taraftarı kültürlü ve eğitimlidir. Futbol taraftarı gibi basketbolu sokakta oynarken öğrenmemiştir. Araştırmacıdır, istatistik tutar. Futbol taraftarı gibi "8 sene önce size nasıl koymuştuk ama" tadında bakmaz olaya. Kimin kaç sayı attığını, kaç asist yaptığını, maçın en önemli anını bilir, anlatırken de yaşar.
Türkiye'de ilk basketbol taraftarı bu yılın şampiyonu Efes Pilsen taraftarıdır. (Ah be Peter Noumoski sen nassı bi oyuncuydun...) Burda sadece takım tutmaktan bahsetmiyorum. Futboldaki üç büyüklerin taraftarı gibi her maça gider. Tabi insan gibi oturmayı da bilir. Belki vaktiyle Avrupa'da başarılı olmasındandır, belki de basketbol takımları da olan üç büyüklere karşı bir protesto nedeni... Ama böyle bir taraftar Türkiye'de hiçbir basketbol takımına nasip olmamıştır. Burada bir parantez açmakta yarar var. Ankara'da PTT de İstanbul'daki Efes Pilsen kadar sükseliydi bir zamanlar. Adı Türk Telekom olunca kendini biraz da Efes gibi konumlandırdı, tabi Efes seyircisini kapamadı...
Mevzuya dönüp özetleyecek olursak; basketbol taraftarı eğitimlidir, bilet kuyruğunda kavga çıkarmaz, kültürlüdür maç sonunda sahaya sandalye fırlatmaz, devrede arkaya gidip sigara içmez; dışarı çıkar, maç sonunda kavga için beklemez, çoluklarıyla çocuklarıyla gelir; maçı oturarak izler, "İbne hakem" diye bağırmaz, oyunculara ya da antrenöre küfür etmez, taraftarı küfretti diye görevi bırakan başkan yoktur, antrenör de taraftarı beklemez; başarısız olursa kendi isteğiyle gider, taraftar maç izlerken soyunmaz, basketbolda amigo yoktur; sahaya kimse sırtını dönmez, takım gaza getirilecekse bunu herhangi biri yapar, diğerleri ona katılır, kimse basketbol maçına sırf bağırıp deşarj olmak için gitmez; esas mevzu maç izlemektir, bu nedenle de kimse eve dönüp koştura koştura maç özeti izlemek istemez; basketbol programları bu nedenle futbol programları kadar çok değildir, maçın kritiği eve gidene kadar yapılır, ertesi gün en olağanüstü pozisyonlar konuşulur; ki herkes bu konuda hemfikirdir...
Örnekler çoğaltılabilir. Ve fakat arzum ve isteğim başlıkta da belirttiğim gibi basketbol maçlarına futbol taraftarının alınmamasıdır. Peki futbol taraftarı nasıl tanınır? Şimdi "Tipine bakan anlar" diyeceğim ama ileri gitmiş olmak istemiyorum. Hal böyle olunca kapıda birkaç genel kültür sorusu sorulabilir. Genel kültür derken, "Şu andaki Başbakan'ın tam adı", "Türkiye'de hangi para birimi kullanılıyor", "ABD Avrupa'ya ne zaman üye olur" gibi "entelektüel" sorulardan bahsetmiyorum. Mesela "Efes Pilsen bir bira markasıdır, peki Kerem Tunçeri bir votka markası mıdır", "Steps nedir", "Turnike kaç adımla atılır" gibi sorular fazla fazla yeterli olacaktır futbol seyircisini tanımak için.
Lütfen basketbol sahalarına tel konulmadan bu soruna bir çare bulunsun!
Bu yazıyı okuduktan sonra aklıma "o eski parlak günler" geldi. Lise'de nasıl da kalkıp Ümraniye'den Kazlıçeşme istasyonuna giderdim Efes ve Ülker'in Avrupa maçlarını izlemeye. Hele bir Stefanel finali hatırlıyorum da hayatımda canlı izlediğim en iyi maçtı. Yine Lisedeyken Efes Final Four'a çıkmak için Asvel ile tamam ya da devam maçına çıkmıştı. O maça 4 kız arkadaş+bir annesi+ bir de ben gitmiştim. Çok keyifli, rahat bir maç izlemiştik. Ne olduysa koptuk salonlardan, müessese takımları -özellikle Ülker- boş tribünleri doldurmak için futbol amigolarıyla bile anlaştı. Sonrası bildiğimiz çirkinlikler.
YanıtlaSilBu son olanları anlatmaya sözcükler bile yetmez. Haklı olarak basketbol seyircisi gelsin futbol seyircisi gelmesin diyorsun. Peki top oyuna girmeden faul yapılınca kasti faul olacağını bilmeyen Fenerli yöneticileri ne yapmalı? Bence asıl onları salona almamalı.
olacağı şu, takıma başkan seçilmesin, her spor dalının bi başkanı olsun. böylece hayatında basketbol topu görmemiş ali koç araya girip bir taraftan yumruk yememek için kıçı başı oynatıp diğer taraftan taraftar yatıştırmaya kalkmasın. hem böylece kendi amigolarını da yaratmış olur, insan gibi olanları yani. velhasıl istedikten sonra her şey olur da...
YanıtlaSilöte yandan ben de özledim valla o günleri. ankara'da her maça giderdik. tokalarım bile sarı siyahtı; süper bi ptt taraftarı olarak. hey gidi günler... tabi ben istanbul'da taraftar olma keyfi yaşayamadım sen daha şanslısın.