1 Haziran 2009 Pazartesi

25 yaşa güzelleme ya da bireysel özgürleşme

Son birkaç yıldır üzerinde en çok düşündüğüm konu bu… 25 yaş hatıralarım ve üzerinden geçen 6 koca yıl… 6 koca yıl diyorum gerçekten de benim üzerimdeki değişimi inanılmaz oldu. Buradaki inanılmaz “iyi” anlamda değil; zira bu durumdan memnun olduğumu söyleyemem.
Vaktiyle çalıştığım bir iş yerinde bir arkadaşım, “30 yaşından sonra hücreler kendini yenilemiyor” demişti. Bu cümleyi kurmasının nedeni sigarayı bırakma nedenini açıklamak içindi. Ama artık çok daha derin anlamları olduğunu düşünüyorum. Enteresan “Düşünüyorum” dedim; artık çok fazla yaptığım bir eylem değil aslında. Eskiden her şeyimle bağlı olduğum arkadaşlarıma, aileme, işime, okuluma, sevgililerime artık sadece pamuk ipliğiyle bağlıyım. Giderek her şeyden daha fazla uzaklaşıyorum. Eskiden ev insanlarla dolup taşarken artık kimse gelmesin istiyorum. Eskiden yanımda arkadaşlarım olduğu için gittiğim yerlerde artık oraya gitmek istediğim için arkadaşlarım oluyor. Hayatta karakter olarak en çok ihtiyacım olan şey, aidiyet duygum artık yok ya da giderek azalıyor. Etrafımda bu kadar çok insan varken, aslında sadece pek azına hala bağlıyım. Her şeye daha az değer veriyorum. Bu da büyük hayal kırıklıklarına neden oluyor, çok üzüyor ve acı veriyor. 25 yaşında pembe hayallerim yoktu, ayaklarımın yere basmadığı havalarda gezdiği dönem değildi. Peki farklı olan neydi? Neden daha çok insana güvenebiliyordum? Neden daha çok aşık olabiliyordum? Neden yaptığım her şeyi daha çok ciddiye alıyordum? Bunların cevabı yenilenen hücrelerde yatıyor zannımca. Ya da şu anda yenilenmeyen hücrelerden…
Peki bunun adı ne? Bir başka deyişle bireysel özgürleşme denilen şey bu mu? Gelinen noktada hissiyatım, her şeyi kendi kendime yapabilme gücümden mi kaynaklanıyor? Bu gerçekten bir güç mü yoksa bireysel özgürleşmenin getirdiği şey bireysel yalnızlaşmadan başka bir şey değil mi? Trajikomik bir durum var aslında ortada; hayatımın en hareketli döneminde bir takım manalı ya da manasız kitapları okuyup toplumsal özgürleşmeyi savunurken, bugün –kendi isteğimle- özgür ve yalnız bir bireyim. Ve artık toplumsal özgürleşmeyi savunacak enerjim yok… Saçma sapan bir düşüncenin tam da ortasındayım. İki taraf da eşit uzaklıkta ve ben bir tarafa gitmek için düşünüp dururken yaşam da akıp gidiyor…
Artık yaşlı ve yalnız insanlar için üzülmüyorum. Çünkü kendimde ola gelen gelişmelerden anlıyorum ki aslında bu yalnız kalma işi insanın tamamen kendi isteğiyle olan bir şey. Elin ayağın tutarken yalnız kalmak istiyorsun; elden ayaktan düştüğünde etrafında tek bir insan olmuyor. Bu da bireysel özgürleşmeye toplumun oynadığı bir oyun değil mi?

2 yorum:

  1. SEVGİLİ DESCANSO;

    BLOGUNU TASADÜFEN BULDUM VE BULUR BULMAZ ÇARPILDIM. BİREYSEL İZDÜŞÜMLÜ YALNIZLIK YANSIMALARINI NE DE GÜZEL ANLATMIŞSINIZ... YALNIZLIĞI ÖZGÜRLÜK ZANNETTİRİLDİK BEBEĞİM ALACA BİR ŞAFAĞA DURURKEN TÜM YÜZLER, OYSA ESKİDEN BÖYLE MİYDİ KONVERSLER...

    YanıtlaSil
  2. demek siz de yalnızlık çölünün halisünatif girdaplarında kendini kaybetmiş denizden habersiz bir göl balığısınız. evet yapmak istediğiniz her şeyi yaptınız, şimdi yalnızsınız. müstehaktır size sayın descanso kandırıldınız birey olma ile yalnız olma arasındaki bıçak sırtını yanlış yöne atladınız. kuantumunuz şaştı. biraz aklınız var ise briç oynamayı öğreniniz yaşlanınca işe yarar...

    YanıtlaSil